Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2015

Bloguma ve Dikişe Hasret Günler


Çok sevdiğim blogumdan ve dikiş odamdan uzakta günler geçiriyorum bu aralar. Biraz düğün telaşı, biraz mecburiyet, biraz da rehavetten. 

15 Mayıs 2013

Canı Cehenneme!


Yerinden yurdundan koparılanlara yanarken, aynı ateş bizim içimize düştü bu sefer. Ya bir gün biz de terketmek zorunda kalırsak doğduğumuz toprakları? Sonrası ömür boyu hasretlik, nesiller boyu yangın...

Memleketim ağlar, ben ağlar. Canı cehenneme ülkemi bu hale getirenlerin!!!

24 Ekim 2012

Yazdan Kalanlar-Puantiyeli Şifon Bluz


Yazdan kalanlara devam. Bu bluz da son dönemde dikip ekleyemediklerimden. puantiyeyi çok seven biri olarak farklı renk kombinasyonlarında olanlarına ayrıca bayılıyorum. Bu lacivert-yeşil şifon kumaş da görür görmez çantama attıklarımdan oldu haliyle.

5 Eylül 2012

Upuzuuuun Tatil Sonrası Buradayım


Bayramda aile ile hasret giderme, bayram sonrası bir İtalya gezisi, sonrasında da evlilik yıldönümü kutlaması için ufak bir İstanbul tatili... Yaklaşık üç haftadır yorucu ama keyifli bir tatil yapıyoruz eşimle. Bayramda memlekete gidip, Yaman'ı anneannesine bıraktık. İki yıl aradan sonra ilk kez oğlumuzdan bu kadar ayrı kalıyoruz. Bu kadar özleyeceğimi düşünmemiştim, çok zor oldu gerçekten. 

İtalya tatilimiz, klasik tur rezillikleri dışında bizim için çok keyifli geçti. Tur ekibine hiç takılmadan, sadece uçak bileti ve otelden yararlanıp heryeri kendimiz gezdik. Zaten detayları uzun uzun yazacağım ilk fırsatta. 

Paylaşacak çok şey birikti, hobi odama da dönüş yaptım ufaktan. Hepsi gelecek sırayla. Sizleri okumayı da çok özledim.

E hadi hoşbuldum madem ;D

16 Temmuz 2012

Hergün Tatilde Olmak


Oldum olası özenmişimdir içinden denize girilebilen şehirlere ve bu şehirlerde yaşayan insanlara. Şimdi ne kadar şanslıyım ki, ben de böyle bir yerde yaşıyorum. canımız ne zaman isterse, hafta içi-hafta sonu, mayomuzu, terliklerimizi giyip, oğlumun kovalarını yüklenip atıyoruz kendimizi sahile. Çünkü evimizin önü dahil heryer plaj burada. Hele birkaç kilometre yol yapınca daha da temiz plajlar bekliyor bizi. 

Hergün sokakta oynayabildiği, denize girebildiği, sahilde özgürce koşabildiği için de çok mutlu oğlum. Aylar sonra özellikle onun için alınmış bu taşınma kararımızın ne kadar yerinde olduğunu anlıyoruz. Tabii sadece oğlum değil, biz de çok daha rahat ve huzurluyuz burada. Yaşadığı yerde mutlu olmayan herkes bizim gibi hayallerine kavuşur umarım.  

19 Mart 2012

Yeni Ev, Yeni Şehir, Yeni Hayat


İşte bütün yorgunlukları unutturan, keyfimi her daim yerine getiren sebep: artık her sabah bu manzaraya  uyanıyorum yeni evimde. Evet artık İstanbul'da değiliz. Uzun süredir İstanbul'dan taşınma niyetindeydik zaten. Hele oğlumuz doğduktan sonra daha da kesinleşti bu kararımız. İkimiz de oğlumuzun sokaklarında rahatça koşabileceği, küçük, sakin bir şehre taşınma hayalleri kurmaya başladık. Ve o fırsat ayağımıza geldi. İşlerimizi ayarladık ve artık yeni hayatımıza Çanakkale'de başlıyoruz! Fotoğraflar evimizin salon camından çekildi: Çanakkale Boğazı.

Neler mi yapıyorum yeni hayatımda?


Hergün camın önüne oturup geçen gemilere bakıyor, ne taşıdıklarını merak ediyorum.


Yeni evimle ilgili köpüklü hayallere dalıyorum.


Oğlumun sakin, güvenli bir şehirde, hergün deniz kenarında oynayarak büyüyeceğini düşünüyor, daha da keyifleniyorum.


İşte son günlerde günlerim böyle aydınlanıyor...

Bu arada, ev az-çok düzene girdi, artık dikiş odamı düzenliyorum yavaştan. Bitince yeni projelerle buradayım. Kendinize iyi bakın :))

12 Mart 2012

Yaşıyorum!


Son 2 ay nasıl geçti hatırlamıyorum bile. Tez, sınav, iş koşturması derken bitkin düştüm. Üstüne bir de taşınma, hem şehir hem ev değiştirme telaşı... Taşınalı bir hafta oluyor ve epey toparlandık sayılır. Ufak-tefek yerleşim-düzen işleri kaldı geriye. Bir de alınacaklar var tabii. Yaman'a oda takımı (bunun için İnegöl'e gideceğiz muhtemelen), dikiş masası (benimki mutfakta yemek masası oldu da) ve daha bir sürü şey! Bir süre işten izinli olduğum için işlere koşturmak, oğlumla ilgilenmek zor olmuyor neyse ki. 

Tüm bu yorgunluğa, telaşa rağmen keyfime diyecek yok. Neden mi? Cevabı bir sonraki postta, bol bol fotoğrafla gelecek.

Görüşmek üzere... 

12 Şubat 2012

Yaman ve Oyuncakları



Bizim delikanlı 15. ayını doldurdu şubat başında. Epeydir oyuncaklarıyla çok daha güzel oynamaya başladı. Biz de oyuncak almaya... Evi oyuncakla doldurmak istemediğimden şimdiye kadar fazla birşey almamıştım. Zaten bebekken en fazla çıngırak tarzı şeylerle ilgileniyordu, o da en fazla birkaç dakika.

Şimdilerde en sevdiği şeyler küpler, kutular, şekiller. Onları üstüste/içiçe koysun, şekilleri deliklerden soksun (hangisinden girerse artık!), sonra dizdiklerini devirsin...


Ya da bizim dizdiklerimizi! Şu ifadeye bakar mısınız?


Ve mutlu son!!!


Bebekliğinde aldığımız  tek-tük oyuncaktan biri Chicco'nun aktivite masası. Sanırım 5 aylıkken arkadaşlarımızın önerisiyle almıştık, hala bununla oynamayı çok seviyor. Parasının hakkını fazlasıyla verdi yani.


Playskool İlk Arabam kuzeninden kalma. Buna pek yüz vermedi nedense. Ne yürüteç ne araba olarak oynamayı sevmedi. Kuzeni de pek oynamamıştı bununla. Ama her çocuk farklı tabii, normalde çok tutulan ve çok satan bir ürün bildiğim kadarıyla.


Bir de bu aralar oyuncak sepetinin içine girmeyi çok seviyor. Kumaş bir tünel alalım dedik biz de.
Nette biraz araştırma sonrası İmaginarium'da bunu bulduk. Sanırım bugün gidip alacağız. Aldıktan sonra fikirlerimi yazarım. 

Şimdilik bizden bu kadar. İyi pazarlar...

5 Ocak 2012

İkiye Bölünen Antigone


Bu aralar halimi özetleyen foto budur. İki değil on iki parçaya bölünmüş durumdayım. Daha da kötüsü en az iki ay böyleyim. Sonra da şehir değiştirme, taşınma telaşı başlıyor. Birşey üretemiyor, post yazamıyor ve hatta sizleri bile okuyamıyorum! Akşamları oğlumla oynamaya bile halim kalmıyor çoğu gün. Özetle, bu koşuşuturma bitene kadar benden hayır yok size. Ara ara ses vermeye çalışırım.

30 Kasım 2011

İlk Saç Traşı


Doğduğundan beri baya baya kel olan oğlumun saçları uzamaya başladı nihayet. Birkaç aydır arada uyurken biz kesiyorduk uçlarından. Baktık iyice dağınık hale geldi, babasının berberine götürdük geçen hafta. Yolda uyuya kaldı, böylece çok rahat bir traş oldu. Babasının kucağında epey evirip-çevirdik saçı kesilirken, hiç rahatsız olmadı, uykusunu bölmedi kuzum. Berberden çıkarken uyanıp etrafa şaşkın şaşkın bakması da görülmeye değerdi ;)

Nasıl olduysa fotoğraf makinasını yanıma almayı unutmuşum. Akşam saati telefonla çekildiği için bu kadar kötü fotoğraf. Ama daha iyisi var merak etmeyin...


İşte traşlı Yaman kafası!!

23 Kasım 2011

Beni Bu Güzel Havalar Mahvetti


Kendi çocukluğumu düşününce oğlumun haline çok üzülüyorum içten içe. Ben annem-babam işe gidince kendimi sokağa atar, akşam onlarla girerdim eve. Her haftasonu köyde bağda-bahçede koşturmak da cabası. Ama maalesef, benim oğlum da şimdiki çocukların çoğu gibi dört duvar arasında büyüyor. Bunun en önemli sebebi İstanbul'da yaşıyor olmamız tabii. İşe uzak olmayı da göze alamadığımızdan merkezde oturduk senelerdir, bir gün Ege sahilinde küçük, güzel bir kente taşınabileceğimiz hayaliyle. 

Şimdi bu hayale çok yakın bir yerdeyiz. Bir aksilik olmazsa 3-4 ay içinde hayallerimize doğru yola çıkıyoruz. Henüz kesinleşmediği için detayları paylaşmıyorum ama merak etmeyin, kesinleşince hemen yazacağım. Zaten 1,5 ay sonra doğum iznim bitiyor ve işe başlıyorum yeniden. Eşimle işleri toparlayıp, hazırlıklar tamamlanınca gitmeyi düşünüyoruz. Hem balkonundan denizi izleyebileceğimiz, hem de oğlumuzun bahçesinde rahatça koşturabileceği sakin, huzurlu bir evde yaşayabilmek için. 


Her çocuk gibi tam bir sokak delisi olan oğlum böyle güzel havalara bayılıyor haliyle. Biz de giyinip çıkıyoruz ana-oğul. Eğer puseti yanımıza almamışsam yürüyüşümüz kısa süre sonra kucakta taşımayla sonlanıyor. Çünkü azıcık yorulunca yere oturuveriyor bizimki!

Fotoğraflar geçen haftadan, bizim sokaktaki yürüyüş yolundan. Hava bugün de güzel görünüyor. Öğle uykusundan sonra çıkabiliriz sanırım.

4 Kasım 2011

Mutfaktaki En Büyük Yardımcım


Ne zaman mutfağa ya da banyoya girsem, arkamdan kapıyı kapattığım için kedi gibi kapıda ağlar bizim ufaklık. Evde yalnızsam bazen onu da almak zorunda kalıyorum içeri. Sağolsun mutfakta epey yardım ediyor bana. Bu fotoğraf Yaman mutfağa girdikten 5 dk kadar sonra çekildi. Ve hala karıştırıp indirmediği bir dolap var mı diye araştırmada görüyorsunuz. Zaten minnacık, tıkış tıkış bir mutfağım var, o da gelince, işimi mi yapayım arkasını mı toplayayım şaşırıyorum! Yürümeye başlayınca tekrar kilo vermeye başladım zaten. Pek çok arkadaşım gibi Suzy'ciğim de uyarmıştı beni bu konuda. Neyse, sağlığı, keyfi yerinde olsun da, arkasından koşarım ben.

Bayram sonuna kadar yokum, kendinize iyi bakın. İyi bayramlar!

1 Kasım 2011

Hayatımın En Güzel Bir Yılı


Canım oğlum, Yaman'ım 1. yaşını doldurdu bugün. İnanılmaz hızlı geçen, hem çok zor hem de gerçek olamayacak kadar güzel günlerdi her biri. Hayatımın bu kadar değişeceğini, bu kadar güzelleşeceğini hayal bile edemezdim. Üstelik her günü daha keyifli, her günü sürprizlerle dolu. Geldiğin ve bizi gerçek bir aile yaptığın için teşekkür ederiz oğlum...


Kutlamayı önceden, pazar günü yaptık. Fotoğraflar o günden. 


Sabahtan evi güzelce süsledik.


Akşama doğru arkadaşlar ellerinde mamalarla gelmeye başladılar. Sağolsunlar bana pek bir iş kalmadı. Kurabiye ve kısır yaptım sadece. Herkes yemeklere yumulmadan hemen önce zor yakaladım bu kareyi!


Bu minik kuşları da misafirlerim için hazırladım.


Bu keyifli günümüzden ve Yaman'dan bir hatıra olsun diye.


Mumu ben üfledim ama pastayı kendi elleriyle kesti oğlum..


Gelen onca güzel hediyenin arasında en özeli bu oldu bence. Anneannesinden kargoyla geldi dün. Biraz daha büyüyünce kendi parasını biriktirmeye başlayacak oğlum inşallah. Bu hediye benim için de çocukluğuma ve anneannemle anılarıma doğru bir yolculuk oldu. Anneannemin üstüne dantel örtülmüş radyosu ve yanıbaşında duran kumbaram...

Nice uzun, sağlıklı, mutlu yıllara oğlum. Her günü için "iyi ki yaşamışım" diyeceğin bir ömrün olsun. Yüzün hep gülsün....

29 Ekim 2011

Felaketlerin Ardından


Her felaketin ardından, üzüntüm biraz hafifleyince düşünceler üşüşür aklıma hep. Bazen dalgın olurum bu yüzden, bazen de uykusuz. Yine böyleyim bu aralar. En çok iki şeyi düşünüp duruyorum. Biri, çok sevdiğim ülkemde kolayca ölmenin neden "kader" olduğu, hayatın neden bu kadar ucuz olduğu. Ama bu konudan bahsetmeyeceğim bugün. Sevgili Deniz çok güzel yazmış bu konuda, onu okuyun.

Başka bir derdim var benim. Her felaket sonrası toplum olarak azan histerimiz. Kime sorsanız "en çok "o üzülmüş, "en çok" o yardıma koşuyor. Diğerleri ise otomatikman "duyarsız" oluyor ve b.k atılacaklar kategorisine giriveriyor hemen. Semerinden boşanmış bir göstermecilik, bir "show must go on" halet-i ruhiyesi. Hayatımız rutininde iken devam eden yarışlar ölümler karşısında da aynı hırsla sürüyor.  Hani bir elin verdiğinden diğerinin haberi olmayacaktı? Hani tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi olacaktık? Bizim kültürümüze ait öğretiler değil mi bunlar? Peki elin Japonu nereden biliyor o zaman? Yardım paralarını isimsiz, gizlice atıp kaçanlar insansa biz neyiz?

Dedim ya ölümler karşısında da değişmiyor davranışlarımız. Sürekli olarak başkalarına onlardan "daha güzel", "daha zeki", "daha yetenekli", "daha başarılı", "daha zengin" olduğumuzu kanıtlama derdindeyiz. Kendi değersizlik duygumuz, iç huzursuzluğumuz kabardıkça kendimizi temize çekme yolumuz bu bizim. Oysa kaybedileceği başından belli bir yarış... Hiç kimse herkesten iyi olamaz. Siz kendinizi bütün bu "daha" lara kaptırmış, mükemmellik peşinde koşarken, bir gün sizden fakir, çirkin, başarısız olduğunu düşündüğünüz birinin sizden çok daha mutlu olduğunu görüp sarsılabilirsiniz. Nasıl olur ki bu? Siz hayatınız boyunca birşeyleri elde etmek ve her konuda "en iyi" olmak için çabalayıp durdunuz, alelade biri nasıl bu kadar mutlu olabilir? Öldüğümüzde, ne kadar iyi bir kariyere sahip olduğumuz, ne kadar güzel olduğumuz ya da insanların ne kadar mükemmel olduğumuzu düşünmeleri kaybeder anlamını. Ne kadar mutlu, anlamlı ve başkalarına faydalı bir hayat yaşadığımız kalır geriye bu hesaptan. Nerden biliyorsun, kaç kere öldün? diyebilirsiniz. Ölüme yaklaşmış, ne zaman öleceğini bilen insanlara bakın. Onların hayatının, hayata bakışlarının nasıl değiştiğine. Ölüm herkesi eşitler çünkü...

İşte böyle zamanlarda döne döne bunları düşünürüm ben. Sonra hayat devam eder. Ama kaldığı yerden mi bilemem...

7 Ekim 2011

İlk Adımlar


Yaklaşık iki haftadır adım atma denemeleri yapan oğlum, dün itibariyle düşmeden 5-6 adım atabilmeye başladı. Attığı her adımda heyecandan çıldırıyoruz, gözlerimiz doluyor! Beceriksiz adımlarını, poposunun üstüne düşmesini ve bıkmadan çabalamaya devam etmesini izlemeye doyamıyoruz. Dünyamız her gün daha da güzelleşiyor onunla. İnsan çocuğu olmadan anlamıyormuş dünyanın en büyük mutluluğunun bu olduğunu.

Şimdi müsadenizle, ben biraz oğlumu izleyip sulugözlülük yapacağım ;))  

20 Eylül 2011

Diş Buğdayı (Hedik) ve Buçuk Kınası

İlk iki dişini büyük sıkıntılarla çıkaran oğlum, şimdi de diğerlerini çıkarmaya uğraşıyor. Son günlerde salyası ve diş kaşıntısı iyice arttı yine. Neyse ki huzursuzluğu yok ve uykusu bozulmadı. Ama dün dişleri yüzünden bir de ishal olunca, bir türlü  fırsat bulamadığımız diş buğdayını yaptık alelacele. Böylece çocuğun dişlerini daha rahat çıkardığına inanılıyor. Ben böyle şeylerden pek anlamadığım için, annemlerden dönmeden yapıverdik, yoksa kalacaktı.

Gelelim fotoğraflara;


Buğdayın rengarenk şekerlemelerle artistik pozu...


Sepetten ilk olarak tarağı kapan geleceğin süslüsü oğlum! E, anne süslü, baba süslü, n'apsın çocuk?


 Sıra buçuk kınasında. Acık geç kalmışız ama olsun;p Önce sağ ele...


Sonra sol ayağa. Oğlumun şaşkın bakışları mozaiklerden bile belli oluyor. Bir saniye yerinde durmayan çocuğun kıpırdamadan, sessiz sessiz oturması da bizi epey şaşırttı!


Kınalı kuzum ve ben... (Bu arada saçlarımın yeni hali de görünüyor biraz. Yakında ayrıntısıyla gelecek).


 İşte bunlar da kınalarımız... 

Dedesi dahil evde herkes kına yaktı eline dün. Babası da yanımızda olsaydı herşey eksiksiz olacaktı. Buenos Aires'e oğlum ve benden kocaman öpücükler. Seni çok özledik babası!!!

10 Eylül 2011

Hırka Süsleme ve Güzel Haberler




Geçenlerde oğluma süslediğim pantolonda kullandığım yöntemle bir de hırka süsledim ona. Hırkayı LC Waikiki'den aldım. Pek hoşuma gitmeyen aplikesini söktüm ve bir gemicik kondurdum üzerine.  Oğlum bir yorum yapmadı henüz ama ben çok sevdim!!

Bu arada Ankara'dan dün döndük. Annem gayet iyi, herşey yolunda. Bu üçüncü beyin anjiyosu oldu. Çok şükür bu kez tamamlandı tedavi. Bundan sonra MR Anjiyo ile takip edilecek. Merak eden, soran herkese tekrar çok çok teşekkürler ;D

4 Eylül 2011

Bir Süre Daha Yokum...


Bayram tatili sonrası bir süre daha buralarda olamayacağım. Annemin yaklaşık 2 yıldır süren Anevrizma tedavisi için yarın yeniden Hacettepe'ye gidiyoruz. Bu defa sonuçlanması temennimiz. Dualarınızı eksik etmeyin.

Bu arada herkesin geçmiş bayramını kutluyorum...

24 Haziran 2011

Keratin Bakımı İle Yepyeni Saçlarım



Uzun süredir denemek istediğim bir uygulamaydı Keratin Bakımı, nam-ı diğer Brezilya Fönü. Saçlarımın dalgasını genel olarak sevsem de çok elektrikleniyor olması canımı sıkıyordu. Artık değil fön çektirmek veya düzleştirici uygulamak, köpük sürebilirsem kendimi şanslı sayıyorum. Bebekle herşeye tek başıma yetişmeye çalışıyorum malum. Geçen hafta memleketteyken deneme amacıyla tanıdık bir kuaföre yaptırdım. Bu yüzden yer ve fiyat bilgisi veremiyorum maalesef, çünkü neredeyse malzeme maliyetine geldi. Uygulama sırasında biraz sıkılsam da (3 saat kadar sürdü) değdi gerçekten!


İşte sonuç: bu saçlarımın yıkandıktan sonra kendi halinde kurumuş hali. Hatta biraz toka izi bile var. İnanması zor evet, ben de internette, kuaförlerde gördüğüm önce-sonra fotoğraflarına inanmıyordum çünkü. Gerçekten de yıkayıp kurutunca kuaförden çıkmış gibi oldum. Üstelik de inanılmaz parlak ve yumuşak oldular. Artık kolay kolay vazgeçemem bu halinden. 

Bu aralar şampuan reklamlarındaki hatunlar gibi saçlarımı savura savura geziyorum ortalıkta. Sefam olsun!!


EKLEME: Az önce bir blogger arkadaşın yazdıklarını okuyunca aklıma geldi: Keratin Bakımı yapıldıktan sonra özel bir şampuan, serum vs öneriliyor ya, benim yaptırdığım kuaför "hikaye bunlar, sakın ha alma, boşuna para dökme onlara! eskiden nasıl bakıyorsan saçına aynen devam et" dedi. Bir de şu denizde-havuzda hemen bozuluyor muhabbeti de yalanmış. Ben de onun yalancısıyım valla ;p

24-06-2011

23 Haziran 2011

Bugün Çok Mutluyum...


Çünkü;

Çiçeklerim yerlerini sevdiler ve teker teker açmaya başladılar...



Geçen hafta memleketten (Antakya) aldığım bu ipek fularla kendimi şımarttım...


Altınoluk'tan gelen bu harika zeytinyağıyla (memleketiminki kadar güzel olmasa da ;p) nefis bir Mualla pişirdim.


Oğlumla bol bol oyunlar oynadım. Kahkahalarının ve çıkardığı ilk anlamsız kelimelerinin (bab-bab-baaaaa!) tadını çıkardım. Sonra da uyurken izledim uzun uzun. Sağlıklı ve mutlu bir bebek olduğu için, onun yanında olabildiğim için şükrettim sonra da. Bir de görebildiğim bütün güzellikler için...

23-06-2011